Avrupa’da Tesettür
AVRUPA’DA TESETTÜR TARTIŞMALARI
Mustafa Özcan
Yeni Asya Gazetesi yazarı
İslam Avrupa’daki tartışmaların odağında yer alıyor. Avrupa kimliği bağlamında yapılan tartışmalarda ister istemez İslam da gündeme geliyor. İslam’ın bu yaşlı kıtanın yeniden inşasında oynayacağı rol ve kazanacağı konum sürekli tartışılıyor.
Şimdi çeşitli Avrupa ülkelerinde başörtüsüyle ilgili gelişmeleri incelemek istiyoruz.
Fransa
Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet’le birlikte 9 Aralık 1905′de kilise ile devlet arasında din devlet ayrımını esas alan kanun kabul edilmiştir. Bu ayrım sonucu kilisenin sahip olduğu sivil otorite belediyelere intikal etmiş, dini nikahın yerini resmi nikah almıştır. Kilise, evlenme ve boşanma gibi konulardaki selahiyetlerini belediyeler lehine terketmiştir. Devlet dini alandan tamamen ayrılmış ve dini hizmetleri finanse etmekten tamamen çekilmiştir. Üçüncü Cumhuriyet, liselerde laik eğitimi empoze etmiştir. 28 Mart 1882′den itibaren de liselerden din dersleri tamamen kaldırılmıştır. 1886′da liselerde papazların yerine laik hocaların din dersi vermesi sağlanmış, din eğitimi ise özel okulların ihtisasına bırakılmıştır. Devletin laik karakteri özel okullara ve onların dini alanlarına yardım yapmayı bile yasaklamıştır.
Belirli bir din lehinde propaganda amacı taşımadıkça, dini sembol ve kıyafetlerin giyilmesine de müsaade ediliyordu. Başörtüsü tartışmasının gerisinde bu husus var. Yasakçılar başörtüsünün zımni propaganda amacını taşıdığı görüşünü savunuyorlar. Onlarda bu, saplantı halini almış. Olayın bir başka boyutu da Müslüman kızların spor derslerinin bir kısmını boykot etmeleri. Özellikle mecburi olan yüzme dersine katılmak istememeleri.
Fransa’da eğitim toplumun değer yargılarına aldırmadan ilim öğretmek olarak telakki ediliyor. Bu bağlamda başörtüsü buna mani bir dini kimlik ve aidiyet olarak görülüyor. 19. yüzyılın laikçiliği kilisenin gölgesinden kurtulmayı amaçlarken Chirac laikliği ise, Cumhuriyetin değerlerini korumayı amaç edinmiş görünüyor. İslami kimliği cumhuriyetin değerlerine bir saldırı olarak değerlendiriyorlar. Türkiye’deki bazı laik çevreler gibi başörtüsünü Cumhuriyet’in ilkelerine bir başkaldırı ve meydan okuma olarak görüyorlar.
Fransa’da yeni teşekkül eden İslam Konseyi, okullardaki başörtüsü yasağı konusunda sessiz kalıyor. Sol ve sağ bu yönde bir kanuna evet derken Le Pen’in Milliyetçi Cephesi kanun konulmasına karşı çıkıyor. Bu meselede kanun arayışı yasak lehinde gelişiyor. Fransa’da da Başbakan Raffarin, kanun olduğu görüşünü savunuyor. Ancak bunun da hesap edilemez yan tesirleri var. Sözgelimi dindarları yeraltına itebilir. Lille’deki gibi özel okullar furyasını hızlandırabilir. İçişleri Bakanı Sarkozy bu okullara “tefrikaya medar okullar”, yani bir manada bölücü okullar gözüyle bakmaktadır. Bu durumda kontrol haricindeki okulların “aşırılık yuva”ları haline geleceği endişesini taşıyanlar var.
6 milyona yakın Müslüman’ın yaşadığı Fransa’da başörtüsü meselesi ilk kez 1989′da ortaya çıktı. Creil kentinde Gabriel Hovez Koleji’nde okuyan 3 Faslı öğrenci başörtülü olmaları nedeniyle okula alınmadı. Okul müdürünün, derslere başörtülü girmenin “laikliğe ve devlet okullarının tarafsızlığına aykırı” olduğu gerekçesiyle başlattığı yasak, kısa sürede ülke gündemine yerleşerek laiklik tartışması haline geldi. Fransız medyasının da yön vermesiyle birlikte giderek alevlenen tartışmalar dönemin, sosyalist hükümetini zor durumda bıraktı. Zor anlar yaşayan Milli Eğitim Bakanı Lionel Jospin konuyu Danıştay’a (Conseil d’Etat) havale etti. 27 Kasım 1989′da kararını bildiren Danıştay, başörtüsü dahil küçük dini sembollerin açıkça başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde öğrenciler tarafından takılmasının laiklik ve cumhuriyet ilkeleriyle çelişmeyeceğine karar verdi. Danıştay söz konusu kararında, “baskı, provokasyon ve propaganda” amaçlı durumların dışında “özgürlük” ilkesinin başkalarının haklarına saygılı olmak şartıyla öğrencilere okullarda dini inançlarını ifade edebilme ve yerine getirebilme hakkını verdiğini bildirmiştir. Danıştay kararı konuya hukuki bir düzenleme getirerek tartışmaları bir nebze olsun dindirdi. Fransız ilk öğretim okullarında isteyen Müslüman kızlar derslerine başörtülü olarak girebiliyorlar. Fakat Danıştay kararındaki “başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde” kaydının düşülmesi, yorum farklarına neden oluyor. Bazı yorum farklılıklarından dolayı, aynen Türkiye’de yaşandığı gibi bazı okullarda yöneticilerin yasaklama taraftarı tavırlarını sürdürmeleri nedeniyle münferit hadiseler hiç eksik olmuyor. Mahkemeye taşınan olayların tamamına yakınında, öğrenciler Danıştay kararı referans gösterilerek haklı bulunuyor.
1994 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı François Bayrou’nun başörtüsünü hedef alan, “dini semboller genelgesi” okul müdürlerinin yorumuna açık bir durum ortaya çıkardı. Bu genelge, müdürleri keyiflerince ve dilediklerince yasak getirmeye adeta teşvik etti. Genelgenin ardından okullarda yaşanan münferit hadiseler bir dalga halini aldı. Tartışmaların alevlenmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı, Hanifi Şerifi’yi mağdur öğrenciler ve okul yöneticileri arasında aracı olması için görevlendirdi. Görevlendirildiği tarihten itibaren yaşanan münferit hadiselerin sayısının yarı yarıya azaldığını açıklayan Şerifi, vakaların bıçak gibi kesilmesini, okul yöneticilerinin “konuyu” daha iyi gözlemlemesine ve anlayışla yaklaşmasına bağlıyor. Devlet içinde meselenin çığ gibi büyümesi meselenin yeniden üst düzeyde ele alınmasını bir nevi mecbur hale getirdi. İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, başörtüsü konusunda yeni bir kanunun ülkedeki dinler savaşını yeniden kızıştıracağını söyleyerek mevcut yasanın sertleştirilmesine karşı çıkmıştı. Ortada olmayan bir metin için gerilim çıkarmanın ülkeye fayda sağlamayacağını ve zarar vereceğini açıklayarak duruma el koyan Chirac, bakanları ve milletvekillerini sağduyulu olmaya davet etti. Konuyu çözmek için de laiklik komisyonu kurulması talimatı verdi.
Başörtüsü nedeniyle Fransa laik köklerinden çözüm bulmaya çalışıyor. Bernard Stasi’nin başkanlığında 20 üyeden müteşekkil Laiklik Komisyonu okullarda başörtüsünün geleceğine dair çözüm üretmeye çalışı. Laiklik Komisyonu görüşlerini açıklayan Fransa İslam Konseyi (CFCM) Başkanı Delil Ebubekir, okullarda başörtüsü yasağı için yasa çıkartılmasına muhalefet ediyor. Bunu şık ve uygun bulmuyor. Cezayir asıllı bir Müslüman olan Delil Ebubekir: “Müslümanlar yaşadıkları ülkelerde yasalara saygı göstermeliler. Ancak Fransa’da başörtüsüyle ilgili yasa yapılmasını arzu etmiyorum. Başörtüsü dini bir öğüttür. Ancak dini siyasete çeken akımlar tarafından saptırılarak kullanılıyor” diyor. Başbakan Jean-Pierre Raffarin, laikliği ve cumhuriyet değerlerini korumak için yasa hazırladıklarını ve dinin gösterişe alet edilmesine izin vermeyeceklerini söylüyor. İçişleri Bakanı Sarkozy ise, “aşırı dinci” imamları geri göndermek, camileri kapatmak ve kökten dincilere vize vermeyerek, Fransa’ya sokmamakla tehdit ediyor. Bunlardan bazıları fiilen de uygulanıyor. Özellikle Fransa ve İtalya gibi ülkeler bazı göçmenleri ve “sivri” konuşan imamları geldikleri yere geri gönderiyor. Görüldüğü gibi, Fransız yetkililer dini kıyafet yerine laik üniformaya dönüşü savunuyorlar.
Malik bin Yesar’dan rivayet edildiğine göre Resulullah(sav) şöyle buyurdu:
~ Peygamber aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit.. Allah’ın Resulü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resulüllah aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında toplanmıştık.